Peki ya kaybetmek?..
Bana kaybetmeyi nasıl tarif edebilirsiniz? Bir kokusu bir rengi? Ya da belirgin bambaşka bir özelliği Tadından bahsedin mesela.. Acı oldugunu muhakkak ki biliyorum. Ama nasıl? Kekremsi boğuk bir tada mı karışmış yoksa hani tadini aldıkça yanacağını bile bile devam edermiş gibi mi? Ya da kaybetmek İstanbul mu mesela? Sana vurduğu her silleye rağmen, her aksamüstü ayaklarına dolanan ağrıya rağmen, nefes alamayacak kalabalıklarda çığlık atamamana rağmen hala seni içine çağıran bu şehir gibi mi? Sahi bağımlılık mı kaybetmek? Her kaybettiğinde yeniden yenisini beklemek mi? Sorduğuma bakmayın, tum cevaplar dimağımda. Asla devası bulunamayan ama öldürmekten çok uzak bir hastalığınız oldu mu hiç? Hafifletebilirsiniz, o yokmuş geçmiş gitmiş gibi yapabilirsiniz. Ama hayatınızın bir yerinde yeniden belki metroda giderken belki yaninizda size değer veren bir adamla denizi izlerken belki sessiz belki kokusuz ama gelip yanıbaşınıza oturabilir. Işte kaybetmek de böyle. Benim kaybedişlerim hep çok sessiz oldu. Odada yalnız başına oturduğunda okuduğun kitabın sessizliği gibi değil.. O hınca hınç dolu Kadıköy sahilinde martı sesinin bile sessizliğine karışmış oldugu sessizliklerden bu. Buram buram kalabalıkken bile yaşananlardan bu. Tüm insanlardan uzağa kaçmak istemene neden olacak bir bağırış. Iliklerinde hissedilen bir soğukluk. Ben gidişleri hissettiğime inanırım hep. Yağmurun altından tüm insanlar bir yere sığınmaya çalışırken hissizleşmiş dikiliyordum şehrin keşmekeşinde bir caddenin ortasında. Yağmur tüm ruhumu ele geçirirken ben gelecek yeni otobüsü gidilecek yeni başlangıcı bekliyorum. Aslında beklemeyi ben istememiştim, gitmeleri benim seçmediğim gibi... Ya da hic gelmeyenin gitmesi diye bir şey varmış gibi...



Yorumlar
Yorum Gönder