GÖÇEBE

Göçebe... Ne kadar farklı tasvirler oluşturuyor değil mi zihinde? Bir kelimeye yüklenebilecek bir çok anlamı içinde nasıl da kusursuzca barındırıyor... Bir imparatorluğun geçtiği topraklarda yaşıyorsanız eğer göçmen bir dostunuz olması çok büyük bir ihtimaldir. Hayatınızda hiç Atalarının bir yerden göçüp geldiğini söyleyen biriyle tanışmadıysanız; işte karşınızda duruyorum. Benim Atalarım Selanik'ten gelmiş bu topraklara. Peki ya ben? Belki de ilk defa kendimden bir şeyler anlayacağım size... Aslında ben ömrü yollarda geçen bir göçebeyim. Ordan oraya yaprak misali savruluyorum. Şöyle böyle 20 yaşında sayılırım. 17 yılımı Batıya yakın ama tipik küçük bir Anadolu kentinde geçirdim. Sonra oradan oraya bir hayat... Hayatımda ilk kez doğduğum büyüdüğüm eve veda ettim. Çok uzun sürmedi, içimdeki göçmen ruhunun beni savursun. Hep geri dönmenin hayaliyle uykuya daldığım o kente bağlandım. Ama hayallerimin peşinden koşmak zorundaydım ben de denizin bile ikiye böldüğü o ayrılıkların kentine göçtüm... O gün bugündür yollardayım. Otobüs terminalleri, tren garları, yalnız içilen kahveler, gündüz yolculuklarımın en büyük dostu kitaplarım ve hep benimle olan cıvıl cıvıl renkleriyle valizlerim... Gitmeye o kadar alışmışımki kalmak zaruri olduğunda küçücük dört duvarlar arasında hıçkıra hıçkıra ağlamak ve kentin karmaşasına karışmak zorunda kaldım. Yalnızlığı hiç kabul edemeyen ben, kapalı kapılar ardında kalmaya ve istediğin zamanlarda kurtuluşun bulunamayacağı yerlerden kaçan ben, çocukluğundan beri uzun yollardan ölümüne korkan ben; cok sonraları saati soran bir yabancının teşekkürünü hasretle bekleyen, dakikalarla ölçülen temiz havaya kavuşup sonra yeniden yolculuğa dönmek için koşuşturan bir göçebeye dönüşmüştüm. Mevsimler geçip gidiyor ben ise ne zaman bu döngünün değişeceğinden bir haber yaşama ayak uydurmaya çalışıyorum. Hayatıma dair bir plan yapacakken tüm sevdiklerimi aynı şehre doldurup orada toprağa karışmanın hayaliyle alıştığım bu yerlerden uzaklarda kalıp kısa kavuşmaların tatlı ama buruk sevinçlerine yenilerini ekleme düşüncesinin arasında sıkışıp kalıyorum. Yirmili yaşlarımın sonuna geldiğimde hangi kentin içinde nelere hasret kalacağımı bilmeden bir sonraki yolun biletini alıyorum... Gitmeye bu kadar alışmışken kalmanın huzurunu yaşamaya bu kadar istekli olmaksa beni içlerinde en çok nefessiz bırakanı oluyor sanırım... Ama unutulmaması gereken en yegane şey; hayatın kocaman bir yolculuk olduğu. Kimimizinki tren garlarından bambaşka yerlere giderken; kimimizinki doğduğumuz evde yeni yolcular için masaya bir tabak koyup gidenler için yas tutarken.... Öyle veya böyle hepimiz hic bitmeyecek sanılıp bir yerde ebediyete karışacak yolculuğun göçebeleriyiz. Kimimiz için çok uzaklarda, kimimiz için bir kaç saniye sonrası...

11.11.2014

Yorumlar

Popüler Yayınlar