Sahipsiz Papatyalar



Ofisin kapısında bir cam vazoya konulmuş bir demet papatya buldum bu sabah. Üzerindeki notta adını yazmamıştı gönderen ama geçmişim kapıyı çalmıştı, çok uzaklardan. Sonra neden bilmiyorum çiçeklerimi geri almaya geldi bir yaşlı amca! İptal edilmişti sipariş! Notunu kendisine vermedim, adı da yazmıyordu göndericinin. Beynimin telefon rehberinde aradım buldum bir isim yakıştırdım. İnsanları açtıkları yaralardan hatırlamak ne büyük bir sızı yarattıysa içimde gözyaşımı tutamadım. Çiçeğiyle birlikte özürlerinden de vazgeçmiş miydi? Belki arar sorarım. Yıllar öncesinden gelen bir özür nasıl anlamlı kalırdı? Kasanın yanından aldığımız ve arabada bağıra bağıra söyleyerek dinlediğimiz nostaljik albümden  bir şarkı çalındı sessizlikte; 
Seni hiç aldatmadım, aldatmayı hiç sevmem.

Yıllar öncesinde bıraktığım insanların neden rüyalarıma geldiğini sormuştum babama. Af diliyorlar demişti. Her gördüğüm seferde gözümün içine bakıp ben hayatıma gittim sıra sende deyişinde gizlenen affetleri bulamamıştım uzun süre. Ne anlamı vardı? Ben çok yol yürümüştüm, çok büyük yaralar taşıyordum ve artık hiçbir şey eskisi gibi değildi bende. Ama karşıma çıkan kimseyi geri çevirmiyorum artık. Acılarımın beni benden kalan yerlerimden etmesine izin vermiyorum. Herkesi affediyor kalbim. 

Soğuklar başlıyor bu şehirde. Buz kestirecek havalar kapı dışında bekliyor belki? Ama birkaç dakika önce bir papatya açtı kalbimde. O arabada papatyalarla koştuğum küçük kız dünyamıza katıldı! Kalbime çocuklar doğdu bu yıl. Çok uzun geçen yıllarımın içinde iki tohum büyüdü kalbimde. Bir gün, bir gün kavuşacağıma inandığım bebeğimin abileri ablaları oldu daha adını sayıklarken ben. Upuzun masallar biriktirdim içimde ona anlatacağım. Bir varmış bir yokmuş demeden, umut hep varmış diye başlayan masallar anlatacağım kalbimde doğan tüm çocuklarıma. Yeni doğmuş bebek kokusunu koklamak bu yıl hayatımı değiştirdi, büyüdüklerine şahit olma fikri kalbimi uçuruyor her biri için ayrı ayrı!

Oradan oraya koşarak ve insanlardan geçerek ilerlediğimi anladığımda şehrin soğuk otogarında, üniversitenin ilk yılında hediye alınan bavulumun içine cübbemi koyup banka çökmüştüm. Çok yorgunum ve bir bekleyen kaptan görünmüyor bozkırın olmayan denizlerinde. Hep ben bekledim pencere kenarından olmayan denizin içinden yüzecek gemileri. Şiir yazmadım ama şiirler sayıkladım uykularımdan önce. En çok biri tutsa da ellerimden beni aydınlığa çıkarsın diye yalvardım sonra çareyi yine kendime sarılmakta buldum bir bekleyişin gözleri hafif kapalı uykusunda. Belki de benim benden başka kimsem olmamıştı hiç ve sonra başka bedenlerden doğan çocukları kalbimde yeşertmiştim. Ofisteki her gün bebeğim gibi sevdiğim orkidem biraz nazlı bir tomurcuğunu soldurmuştu. İşaretlerse işte işaretler sere serpe önümdeydi. Yanmazdı elimin değmediği ışıklar ve bin güneş doğsa götürmezdi insan içinde büyüyen karanlığı. Bense ne beklemekten ne inanmaktan ne çocukların kokusundan ne umuttan vazgeçtim. 

Anlatsam sığmazdı dilimden dökülenler parşömen kağıtlarından. Yalnızlık ağır çekerdi ben yine köşede beklerdim usul usul. Gülümsemekten vazgeçsem benden geriye ne kalırdı? Belki bir yerlerde çok büyük yanlışlar yapıyordum ve farketmeden devamı çorap söküğü gibi geliyordu. Beni tanımayan insanların bana inanmasını dilemekten, hiç gelmemiş insanların dönmesini beklemekten ama en çok da kendim olmaktan vazgeçmeye çalışmaktan vazgeçmeliydim. 

Artık kapılarım eskisi kadar büyük, altın varaklı ve açık değiller ve görünen her ışıktan gelene anahtarını vermiyorum. Ben bedellerini ödediğim ne varsa; çektiğim, boğuştuğum tüm sızılarımla yürümeye devam ediyorum ve bir gün buradan çok uzaklarda kendimi bulana kadar da yürümeye devam edeceğimi biliyorum en azından. Affetmenin başkasına sunduğun bir erdem değil de kendine verdiğin bir hediye olduğunu anladığında zaten artık hiçbir şey eskisi gibi olmuyor masal diyarlarında bile. Gözlerimin rengini hiç bilmemiş insanlara lavanta kolonyamdan ikram etmeyeceğim ve onlar için en taze kurabiyelerimi fırından çıkartmayacağım artık. 
Burası başlangıç noktası! 

Eğer bir sabah papatyaları kapıma bırakıp zile basmadan kaçan çocuk buralardaysa duysun; onun bile gidişini affettim. 
Ardından ilk gittiği günkü gibi kek pişirdim, seven kalplerime dağıttım. 
Tüm gidenlerimin ve tüm acılarımın hatırına birer mum yaktım. 
Ben kim miyim? 
Çeyrek asırdaki tüm acılarımı olmayan denizlere bırakıp yürüyen bir yolcu. 
Ne mi arıyorum? 
Aynasında kendimi göreceğim bir hancı.

7 Ekim 2019
Eskişehir

Yorumlar

Popüler Yayınlar