Ah Leyli...
Leyla Erbil ve Ahmet Arif'in hatıralarına saygıyla.
Ve 1977 yılındaki son mektubuna...
Kitaplarla aram hep iyi olmuştu esasında. Babamın doğduğum o küçük şehirdeki kitapçıya götürüşünü, duvarları kaplayan kitapları ve bana yaşıma aldırmaksızın anlayacağımdan emin seçtiği Çocuk Kalbi’nin orijinal metinden ve mektupların eklemeli baskısını alışını unutmam hiç. Hala kitaplığımda her gözüm takıldığında bir de küçük gülümseme yerleşir gözlerimin içine. Küçük yerde büyümenin imkanlarını kısıtladığı noktada o kitapçı benim dünyaya açılan kapım olmuştu; günlük kaç lira harçlık aldığımı dahi hatırlamıyorum ama kitapların ucuz olduğu zaman dilimlerinden birindeyken 35 liraya ne çok istediğim kitabı almak için gidip gelip bakmıştım da nice sonra benimle eve gelmişti. Bir hayatın başlangıcıydı belki o kitap. Bir tesadüfler silsilesinin içinde gibi bir kapıdan çıkıp diğerine girmiştim ve her durduğum zaman diliminde o gün o kapıdan geçmeseydim, bu yolum tıkanmasaydı, bu seçimi yapmasaydım bugün burada olmayacaktım hissine sarıldım ben. Dillere destan olmuş ama birkaç meraklısı dışında, ki biri ben olmuştum, kimselerin açıp okumaya cesaret edemediği o kitap benimle eve gelmişti. Fuzuli’nin kalemiyle donattığı ve en gerçek haliyle kapımı açmıştı o kitap; Leyla vü Mecnun.
Orada başladı Leyla’ya olan inancım ama hasretine çok sonraları kapıldım. Ayşe Kulin’in Handan romanının ilk sayfalarında "bir çocuğa isim koyarken ona bir roman kahramanının adını verirseniz kaderi ona çeker" yazıyordu. O gün karar verdim bir roman yazarsam günün birinde, sevdiğim insan isimlerini kendime saklayacaktım Ben savruldum yıllar yılı Leyla peşine. Hoş lise sıralarında Leyla vü Mecnun’u has dilinden okumaya çalışacak bir deliye müstahaktı zaten böyle dalgalı denizlerin yolcusu olmak! Şehirler geçtim, şehirlerden göçtüm sırtımda koca koca kitaplarımın yüküyle. Evlerden geçip giderken bir gün bir kadına rastladım. Adı öyle güzeldi ki takıldı zihnim çıkamadım. O gün tanıştım onunla, keşke sevmeseydim demediğim insanların yerine kaderlerini uykularıma aldığım şairleri, yazarları koydum. Öyle bir kitapçı kapısından içeride tanıştım işte onunla; Leyli ile.
Hasretinden prangalar eskitmişti bir yolcu bu diyarlarda. Yaşlanmış ve yıllanmış fotoğraflarına baktım uzun uzun. Hüzünlüydü, titriyordu sanki fotoğrafları. Elime aldığım kitap onun değildi, onaydı! Hasretinden prangalar eskiten bir şairin mektuplarıydı elimde duran. Ah dedim içimden ah Leyli. Yıllar yılı birbirine mektupla sarılmış iki kalbin içine doğdum, sarıldım daha çok sarıldım Leyla ve Ahmet’in sevdasına. Leyla’nın hüzünlü fotoğrafına sarıldım bu sefer. O oldum gecelerce. İnsan hüzünlerine karıştığı insan olduğunu sanır, kendine kızar gibi kızar dönüp giden bir insan görünce. Sonra tükendi sandım içimdeki büyük gücüm, umudum elimden alınıverdi sandım. Sonra kaçtım ben. Koştum. Düştüm, dizlerim paramparça oldu. Acımın yarattığı güçle daha çok parçalandım ben. Ve Leyli’den çıktım, Ahmet oldum ben. Leyla Erbil’in usulca mektuplara veda ettiği günde Leyli idim, prangaları eskimiş yolcunun sevdiği kadının evlendiğini öğrendiği gün Ahmet Arif oldum. Bir şiir kitabı oldum. Hüzünleri karıştı ben ikisini de içimde gömdüm. Yolumu kaybettim sonra, bulamadım hiç. Yarım kaldım işte.
Leyli gibi gittim. Hüznünü içime çeke çeke mektupları koyduğum saman kağıdından kocaman zarfı kokladım gecelerce rüyalarda. Kalbimi açamadım, kapattım kapılarımı; izlerimi karnıma çekip uyudum öylece. Haykırdım daha yaşanılacak upuzun bir ömrüm vardı, tükettim bir çeyrek asırda masallarımı. Leyli gibi gittim de Ahmet gibi döndüm ben. Yola çıkamadım bir daha. Daha şuracıkta yasımın yılı dolmadı da ben hiç yas tutamadım. Kimdim yola çıkarken, kim oldum yolun ortasında, kim gidecekti kalan yollarımı?
Ahmet yoluna gitti, şair oldu, baba oldu, koca oldu ama hep çok hasret oldu adı. Ve Leyli’den önce göçtü dünyadan. Göçtü gitti masalların içine doğru. Leyla kaldı geriye bence o vakit. Evlendiği, beyaz elbisesine büründüğü gün Leyla oldu, Leyli gökyüzüne karıştı. Bir gün rüyalarda karşılaşırsak soracağım ona. Kendi cevaplarını bulamayan bir küçük şair gibi dikileceğim karşısında!
Neden,
Çeyrek asırda bu kadar çok şiir yaşamak neden?
Neden ufaklık,
Küçücük kalbinle böyle büyük bir aşka meydan okumak neden?
13 Mayıs 2020
Eskişehir



Yorumlar
Yorum Gönder