Narkoz 🐝

 


Kasım 2020 

Eskişehir 


Hastane odasından ameliyathaneye götürülürken uyutulacağımı geride bırakırken el salladıklarım dahi bilmiyordu, ben de elbette. Doktorumun son anda karar değiştirmesiyle ameliyathane önündeki bekleyişimden öğrenmiştim durumu. Hayatımdaki ilk ve bugüne kadarki son ameliyatım 5 yaşımın hatıralarından biriydi ve kahramanım bana odayı dolduracak kadar oyuncak almıştı. Sevdiğim adamın tüm her şeyi bir kenara bırakıp sonun da üzerinde bir süratle hastaneye 228 KM uzaktan koşup gelişini düşündüğümde sanırım hayatımın nefesimi kesen kesitlerinden oluşan zihnimde sık sık gösterime giren o kısa filmime çok yakışacaktı. Geciken ameliyata girmemek için içten içe dua ederken kapının onun naifliğiyle çalınması, elinde o şahane çiçekleri ve maskesinden görünen gözlerindeki panik, endişe ile sevgi, özlem karışınını hayatım boyunca unutmayacağım sahnelerime eklemiştim o anda. 


“Operasyon kısa süreceğinden doktorunuz genel anestezi uygun gördü” diyerek damar yolumdan ilacı usul usul zerk eden uzmana “ama başım çok dönüyor” dedikten sonra geçen zamanı tanımlayamıyorum. Uyandığımda ilk söylediğim isim hayatımın değişmez bir parçası olmuştu bile çoktan. “Arı yukarıda beni bekliyor” dediğim hemşireler muhtemelen hala narkozun sarhoşu olduğumu sanıyorlardı. Oysa benim kalbim bir Arı kuşunun kanatlarına sığınmıştı ve kalan ömrümde birlikte uçacağım gökyüzülerimiz vardı. Yan tarafımdaki perdenin arkasında bebeğine kavuşmayı bekleyen bir yeni doğmuş anne vardı bense yukarıya çıkartılmak için dakikaları sayıyordum. Hemşireler ameliyat olduğumdan emin olamıyorlardı zira ben gülümseyerek onun gelişine sarılıyordum. Damarıma zerk edilmiş olan narkozun etkisi çoktan geçmişti yavaş yavaş aşk sarhoşu olmuştum.


Gözlerimin önünden film şeridi gibi geçen şeyler ömrümün tamamı olması gerekiyor gibi gelmişti başlangıçta. Ama ben gidip de arabadan indiğimiz ve bedenlerimizin sarılmadığı o gece yarısında arabanın arkasında vedalaştığımız, mavi eteğimle sekerek yürürken giyilmemiş beyaz omuzları açık gömleğimin üzerinden bakışımla ona baktığım güne takılı kalmıştım. Her kavuşmamızda beni ayaklarımı yerden kesecek şekilde havada döndüreceğine söz vermişti ama hayat bu sefer bir hastane sedyesinde acımı unutturacak şekilde kavuşturmuştu işte. O zaman daha çok emin olmuş, daha çok gözlerimi kapatıp içime içime sindirmiştim bunun bir peri masalı değil de ömrün tam kendisi olduğunu. Birbirine teğet geçerek yaşanmış günlerin ardından tanışmamız tesadüf ile tanımlamazdı artık.


Aylardan Kasımdı ve ben her yıl olduğu gibi mumlarımı yakıp o en sevdiğim filmi izlemeyi beklerken Nelson ile Sara’nın son uykularındaki huzurla bu yılı es geçmiştim. Zira her izleyişimde iyileştirmeyi beklediğim Kasım’ı aramıştım ama hayat avuçlarımın içine onun ellerini bırakmıştı. Hayat tesadüfler zincirinin birbirine bağlanan halkaları gibi beni ona kavuşturmuş, bir Kasım sabahının ayazında onu hiç tanımadan arka koltuğuna bindiğim turuncu arabanın kapısını onun açtığı Kasım akşamında eve dönüyorduk şimdi. Ve ben o gece bile getirdiği annesinin elleriyle pişirdiği yoğurt çorbasının tadını ömrümün sonuna kadar unutmayacağımı, o gün elinde tuttuğu çiçekleri kurutup saklayacağımı, her acının onunlayken dineceğini ve tüm yaraların hatta ameliyat izlerinin bile o dokunduğunda iyileşeceğini biliyordum.


Kalbin göğüs kafesine yaptığı baskının artışında dahi huzurlanıyorum şimdi, kalbimin varlığından da büyüyebileceğini onu sevdikten çok sonraları öğreneceğimden habersizdim. Hiç dokunmadan, hiç yaklaşmadan, hiç bilmeden gördüğüm ilk anda o olduğunu anladığım kaderim; yavaş yavaş bana doğru yürümüştü, koşarak beni kucaklamıştı ve ayaklarım yerden kesilmişti bir anda! Odamın her zamanki havasında, Ankara’nın ayazında, rüzgardan saçlarım uçmasın diye en sevdiği şapkasını başıma geçirdiği o denizin kıyısında, bu şehre ilk geldiğim evimin az ötesindeki evin kapısındaki bir sabah serinliğinde, ilk rakının aile dediğimiz insanlarla dolu masada içildiği o akşamüstünde ve gecenin bir yarısı ben uçuşan eteklerimle indiğim arabanın arkasında bana bakarken omzumun üstünden ona baktığımda sonsuzluğa sığdırabileceğim zamanları kalbime sarıp sarmalamıştım. 


Kısası gidilmiş ömürlerde yılın ne uzun olduğunu söyler dururdum da şimdi her geçen saniyenin ne çok şeyi içine sığdırabileceğini yeni yeni öğreniyordum. Takvimleri günlerle saymayan kalbim ve hiçbir zaman saatin akrebiyle yelkovanına bakamayıp gözlerini deviren aklım şimdi saatin kaç olduğunu görüyor ama önemsemiyordu. 


Parmak uçlarımda gezinerek girdiğim hayatının geri kalanında onunla avuçlarımızın en değebildiği haliyle ve bütünleşerek dans edecektik ve ben hep orada onunla kalacaktım. Birini böyle parmak uçlarından öpe öpe sevmenin ne demek olduğunu öğretmişti ve ben onu hiç kimselerin sarmadığı kadar çok sarıp, kemiklerinin kırılmasından endişe etmeyi unutacak kadar sıkı sarmalamıştım. 


Uçmak için balonlara değil, yalnızca Arı kuşunun kanatlarına ihtiyacım var artık. 

Şimdi gökyüzünün de ötesine dahi gitmek istese yalnız ellerini sıkıca tutar kanatlarına sığınırım artık. 


Küçük Bir Not: 

Çok sevgili mektup arkadaşlarım; küçücük bir operasyon geçirdim ve eskisinden bile iyi, sağlıklıyım. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar