Pancake 🥞
Ocak 2021
Eskişehir
Kokulu satılan mumların esasında jelatininde yazılı kokuyu vermediğini kabullenmiştik hepimiz. Oysa gözleriniz kapkaranlık bağlandığında ayaklarınızın dibinde yanılı küçücük mumların kokusunu alabiliyormuşsunuz. Ve o ışıklı, alevler içindeki yolda yürürken elinizi tutan insana ne kadar güvendiğinizi daha iyi görüyormuş ruhunuz. Evin içindeki o mumlar içindeki yolda yürürken kulağımda hiç bilmediğim bir sanatçının taze çıkmış albümünü km’lerce uzakta aynı anda birlikte dinlediğimiz günden sonra bizim olan şarkısı çalıyordu. O albüm ilk kez dinlendiği gün biz değildik, şimdiyse şarkının sözlerini gözlerimiz birbirine kenetlenmişken söyleyebiliyorduk. Hiç usanmayacaktım o’na “You will be mine” demekten ve o hiç yorulmayacaktı “or you will be dead” diye devam etmekten. Birlikte çıkacağımız tüm yollarda bir eli direksiyondayken bir eli sol elimi tutacaktı ve ben radyoda çalan rasgele şarkıları söylemeye çalışmaktan vazgeçmeyecektim. Oysa tüm yollarda black metal dinlemeyi o’nun beni bir Eylül öğleden sonrası kapıdan aldığı gün kabul etmiştim.
Mumların üzerinden beni kucaklayarak olmam gereken yere hafifçe kondurmuştu gözlerimi açtığında karşımda diz çöken adamla sonsuza kadar o anda dahi kalabilirdim ama kutunun içindeki yüzüğün parmağımda sonsuzluktaki yerini almasına sabırsızlanıyordum esasında. Bu bir evlilik teklifi değildi oysa, daha da ötesiydi! Hayatımızın sonuna kadar birlikte kalmaya verdiğimiz sözün ilk adımıydı esasında. İzmir’deki o falcının söylediklerinin bir bir gerçeğe dönüşmesine gülümsedim söz verirken ona, bu yıl bitmeden parmağında bir yüzük belirecek demişti. Sonra sevdiğimiz insanları aradık, daha çok sarıldık, daha çok aşık olduk. Herkesin acılarını sığdırdığı 2020 yılında biz birbirimizi bulmuştuk. Şimdi hiçbir şeyin önemi yoktu zira yolun kalan kısmını el ele yürümek ve hep onun beni havada döndürebileceği halimle kalmak istiyordum. O gitar çalarken onu dinlemek için kenarda bir sandalyeye çöküp, sesine sarılacaktım bundan sonraki tüm yıllarda.
Mutlu sabahların içinde hafızamda hep taze pişirdiğim kurabiyeler ya da sıcacık pancakeler vardı. Yılın ilk sabahlarında hayatında ilk defa pancake pişirmişti ve dağılan haliyle bile dünyanın en lezzetli kahvaltısına dönüşürken attığım kahkahaları dünyanın hiçbir huzurunda bulamazdım. Yılın son gecesinde benden önce kahramanıma o kadeh kaldırmıştı şimdi nasıl severken pır pır etmeseydi kalbim? Kış bahçesindeki koltukta dizlerimi kendime çekip ayaklarımı kucağına koyup dünyadaki tüm kötülükleri unutarak bir fincan daha kahve içebilirdim kalan ömrümde sadece.
Haftalar diz dize, aynı masaya konulmuş tabaklarda, yıl başında ilk hatıramdaki kahramana kadeh kaldırarak, sayısız tepsi kurabiye pişirip her birinde aynı dileği birbirimize fısıldamadan dileyerek, şehirler aşarak, denize vararak, sonra o hayatıma daha parmak ucunda girerken seninle yiyeceğiz dediğim İzmir’deki meşhur pastanenin tatlısından arabanın yolda savruluşunda ona yedirerek, çocukluğunun geçtiği muayenehanede dişçi koltuğunda oturarak, evin penceresini uzaktan göstererek ve her gün biraz daha aşık olarak geçti. O şehirden giderken her yerin griye boyandığına yemin edebilirim. Ve gözlerimi kapatıp ne olur hemen geri dön diyerek sayıkladığımda akan damlaların onun gözünde de belirdiğini biliyordum.
Zamanın ne kadar aktığının hiçbir önemi yoktu.
Arı’nın ne zaman geri döneceğini, benim ne zaman Ankara’ya direksiyonu kırabileceğimi bilmiyorduk.
O hep benimleydi, ben hep onun yanındaydım.
Ve bundan sonraki hayatımızın tüm kutlama sabahlarında pancakeleri o pişirecekti, daha da önemlisi ben her seferinde ilk yapışının anısını anlatıp kahkahalara boğulacaktım.
İlk buluştuğumuz gün kahve sevmediğini bilmeden iki americano istemiştik, şimdiyse birlikte olduğumuz tüm akşamlarda sade birer Türk kahvesinin hatırını paylaşır olmuştuk.
Sonsuza kadar onunla bu yolda yürür,
Dünyanın herhangi bir şehrinin herhangi bir sokağındaki evinde yaşar,
Ve hep kalbinde uyurum.
İyi ki sensin Arı, iyi ki sensin sevgilim🧚🏻♀️🐝



Yorumlar
Yorum Gönder