YEDİ


20.04.2021 

Eskişehir 


Doğduğum gün o ayın 7. Günü olduğundan sanıyorum hep yedinin uğuruna inanır bir halim vardı. Tanrının dünyayı yedi günde yarattığı söylemini de gülümseyerek karşıladım hep. Sonra aşık olduğum adamın uğurlu sayısının yedi oluşuna daha da bir gülümsedim, kocaman ve içten gülücüklerle hem de. Aklımdan bunlar geçerken takvime takıldı gözüm. Arı hayatıma gireli tam yedi ay dolmuştu ve sanki ömrümün tamamında yanımdaymış gibi hissettiğimden takvimdeki ay dönümleri işlevini yapmıyorlardı. Yüzüne baktığımda hep bana bakan gözlerini yakaladığım bir adama aşık olmuştum ve bilmediğimiz bir zamanda evlenmek üzere yürüyorduk. Oysa hiçbir önemi yoktu zamanın hangi diliminde olduğumuzun. Birkaç hafta önce kıyafetlerimiz askıdayken tedbirden iptal ettiğimiz nişanımızın yerini alan o çekirdek aileyle kutlanan küçücük ama içi dopdolu söz merasiminden sonra da sevgimizde her şey aynı kalmıştı. Sadece Arı’nın sağ elinin bir parmağına altından bir halka geçirilmiş ve içine adım kazınmıştı. Benimse o antik tiyatronun tepesinde fotoğraf karesinde göremeyip arkamı döndüğüm an diz çökmüş haliyle bana hayatımı paylaşmaya evet dedirttiği andan beri parmağımdan çıkmamış o parıltının yanına bir halkam daha olmuştu. Alyanslarımızı almaya gittiğimiz gün dedemin dükkanındaki masasında oturur vakur bakışla bizi izlediğine emindim. Biz dünyada yokken hatta annemle babam daha tanışmamışken bir gün anne diyeceğim ikinci kadın dedemden inci bir çift küpe satın almıştı. Hayat tesadüf gibiydi ama öyle ilmek ilmek işlenmişti ki... Yanı başımda durduğu anlarda bile özleyebilme yetisini ondan öğrenmiştim. Gerçek olmayı onunla tadıyordum. Vücudumun sancıdan kıvrandığı günlerde de yorgunken ya da mutlu haberlerin sarhoşluğunda da o hep bana sarılıyordu ve ben hep ve her yerde onun kokusunu arıyordum. Öyle bir zamana denk gelmişti ki aşk hikayemizin başlangıcı normal hayat denilenin evrildiği sanallıkta ve mesafelerde dahi eş olmayı başarmıştık. Her gün bambaşka sıfatlar kazanıyor, bambaşka varoluşlarda takdim ediliyor ama her küçük anda mutlaka ama mutlaka el ele kalıyorduk. 


Ara ara aklımdan o olmasaydı nasıl bir yola giderdim cümlesi geçiyor sonra yine adını sesli söyleyerek elimle yoklar gibi sesimle varlığını yokluyordum usulca. Birlikte büyüyorduk, birlikte yeniden birbirimizi ve tabiki kendimizi buluyorduk. Geçen yedi ayın hiçbir saniyesinde acaba dememiş, tek bir salisesinde pişmanlık hissinin tadını almamıştım. İnsan bir başka insanla ömrünün sonuna kadar birbirine karışarak yürümeye nasıl karar verebiliyordu bunun cevabını bulamayışıma şaşırıyordum ki bu da yüzümü ayrıca güldürüyordu. Gerçek aşk dediklerinden çok yanında gerçek olabilmekti belki de meselenin özü. Mesela ispatlayamazdım ama gözlükleri olmadan da beni görebildiğini biliyordum ya da o kelimeler kullanmadan onu duyabildiğimi biliyordu. Öyle popüler olmuş ve muhtemelen şairine ait olmayan cümlelerden biri geçerdi aklımdan hep; temiz pak süslenmiş sevmek kolay, asıl sabah uyandığında, hastalığında,  o dizi çıkmış pijamasıyla sevmek mesele diyordu. Hayatı bir evin içinde birlikte geçirmenin kocaman bir film sahnesi olmadığını bile bile koştuğunda gerçekti her şey. Ve Arı benim hayallerimdekinden bile gerçeğim olmuştu. 


Yedi ay önce hiç tanışmadığımız halde her zamanki yerde, her zamanki arabayla beni bekleyen adamı sevmeseydim hayatımın bir yerinin hep eksik kalacağını biliyorum. Adının anlamına bu kadar yakışacak, böylesine temiz böylesine kalbi kendinden güzel bir adam sevebileceğimi hele bir de onun beni böylesine kucaklayacağını bilsem dünyadaki tüm günlerimin saatin tam öğlen ikisinde o pastane önünde bekleyerek geçirirdim. 


İyi ki sensin Arı, 

İyi ki beni seçtin de çiçek bahçesi oldu ömrüm. 


Yorumlar

Popüler Yayınlar