Yeni Dünya Düzeni
Taşınmaktan hazetmeyen ben kocaman bir tadilatta bulmuştum kendimi. Ve adım bile değişir yerim değişmez felsefesiyle her yere yazdığım adresim elimde kalıp koca koca kahkahalar atmıştı. Hoş hala eski ofisin camındaki ismim göz kırpıyordu her gün. Belki bu taşınma serüveni çok başka bir noktaya varacaktı ama huzur doluydu küçücüklüğüyle sıcak ve ailemin hep içinde buluştuğu ofisim. Hayattı işte.
Hep hayalini kurduğum yerde sevdiğim adamla evleniyordum ve hayalimde dolaşan gelinliği bir çırpıda bulmuştum. Birkaç gün sonra o simli tüllerine vurulduğum gelinliğim benim olacaktı. O kadar yer gezdikten sonra rotaya alınmamış ama benim hep söyleyip durduğum yerde olacaktı düğünümüz ve düğün organizatörü beni her gördüğünde aklına ilk gelen “istediğin canlı çiçekler ve mumları biliyorum” demek oluyordu. Nedimelerimin rengi henüz belli değildi belki ama dünyanın en eğleneceğimiz gününe doğru gidiyorduk. Düğün pastasının çocukluğumda en sevdiğim pastadan yapılmasını istemiştim ve menüdeki tatlıyı çıkartmamakta ısrarcıydım. Limonlu bir tatlı ve karamelli kestaneli bir pasta pek ala Arı ile Betül gibi yan yana gelebilirlerdi. Tıpkı gelinlikçideki randevumuzdan sonra tuzlu karamelli o tatlıyı yemeye gitmeyi gelinlikten bile öncelediğimiz gibi her şeyin içine bir tatlı kaşığı bal katma yetkisine sahiptik.
Çok sevdiğim kalplerin çok güler yüzlü çocukları doğdu ben ortalarda yokken. Yıllarca aynı odayı paylaştığım insanın kızının gülücükler saçarak bana ellerini uzatması, sonra annesi gibi kocaman sarılışını ömrüm boyunca saklayacaktım. Başkaca güzel çocukları olmuştu kalbimin ki ben daha bazılarıyla tanışamamıştım. Hüzünlü hikayeleri bir kenara bırakıp minik beş parmağın bir serçe parmağı kavrayış hikayesine dalmalıydım. Zaman tüm neşesiyle geçiyor, minik nedimelerimin sayısı artıyordu.
Peki neden yazmaya başlamıştım yeniden? En son taa pandemiden önce bindiğim tramvayın durağına girerken aklımda çakan şimşek o noktada daha önce yazdığım bir yazıyı yazışımdaki sarı elbisemin renginden montumun şapkasına yapışıverdi. Bırakmıştım tamam palyaçolar pazartesi sabahları ağlayabilirdi ve ben hayallerimin peşinden giden insan olduğumu hatırlamalıydım. Birkaç hafta öncesinde şömine başında değerli bir insanın “peki sen gerçekten ne yapmak istiyorsun?” Sorusuna takılıp baya yol katetmiştim. Birkaç hafta dediğimin üstünden sanıyorum yalnızca 2 hafta geçmişti ama ben yolu karış alır adımlarla yürümüştüm hızla. O gün bir seçme şansım olsa sadece buna çalışırım dedikten sonra kapımdan bir dava girmiş, kendi ellerimle vicdanımca şekillendirerek kendi kendimi karımdan etmiş ama bir çocuğu hayatındaki travmadan çekmiştim. Bir yanımın hep yazar olmak istediğini ama hiçbir zaman şair olamayacağını hatırladım sonra sonra. Ve en büyük ama en kulaklara saçma gelebilecek hayalimi anımsayıp daha fazla ertelememek üzere en çok istediğim kursa kayıt yaptırdım. Belki bu saatten sonra şahane bir balerin olamayacaktım ama denemeden de ölmemiştim işte. Her seçim bir yenisinin doğruluğunu gösteriyordu, bu da bir deneyimdi onu da aldım kırmızı çantamın içine koydum. Hevesleri kıran insanlardan uzaklaştırdığım hayatımda ne kadar doğru bir iş yaptığıma bir kez daha teşekkür edip, benden bağımsız Arı’nın ne kadar iyi bir baba olacağına şükrettim.
Bugün çocukluğuma bir armağan verdim. Anaokulu gösterisinde “ben büyüyünce balerin olacağım” deyişimin elinden tuttum. Yarın küçücük bir kız çocuğuyken hayal ettiğim gelinliği bulduğum yere gideceğim. Ve yeni yıl kapıyı çaldığı gece belki de kendi evim olarak üçüncü ve son kez bu 122/3’teki evimde son yılbaşı yemeğimi vereceğim. Dedeme yine mektup yazacağım, Yaşar’la her yılki dansa kalkacağım ve gece yarısında sevdiğim adamı öpeceğim.
Şimdi yeni bir dünya düzeni başlıyor!
Mucizeler çok yakında,
Beyaz elbisem ve beyaz zambaklarda.
23.12.2021
Eskişehir
Unutmadan; bu bir geri dönüş alametidir✨


Yorumlar
Yorum Gönder