Badem Şekeri

 


11.02.2022 / Eskişehir 


Takvimler ayın 11. Gününü gösteriyordu ve bizim hayatlarımız tam 11 gün sonra sonsuza kadar değişecekti. Belki de bu bekar medeni halimle yazdığım son mektuptu, içimin kıpır kıpırlığı ondandı. Arı tanıştığımız günden beri bu dünyadan göçse de sevgisine sarıldığı babaannesine ne kadar benzediğimi anlatır durur, keşke tanışsaydınızları dilinden düşürmezdi. Şimdi fonda Yeni Türkü’den “Aşk Yeniden” çalıyorken biz babaannesinin annesi için diktiği 36 yıllık gelinliğini almaya gidiyorduk. Bir kış öğleden sonrasında, sadece sevdiğimiz birkaç insanın sığdığı bir salonda, sevdiğim adamın babaannesinin diktiği ve annesinin giydiği gelinlikle o şarkıdaki gibi aşkının şiddetinden gözlerimin dolduğu adamla evlenmek üzereydim! Ankara’nın hayallerimizin ülkesinin sokağından çıkan yokuşun sonunda beni bekleyen prenses gelinliğimden çok bu beyaz hatırayı sevmiştim. Ama en çok da beni onu taşımaya ve emanet etmeye değer gören bir ailenin parçası olmak içimi ısıtıyordu. Kimselere söylememiştim ama şu anların her bir detayını fotoğraflayarak zihnime kaydediyordum. Birkaç ay sonraysa yine tesadüfler zinciriyle seçtiğimiz o otelin bahçesindeki merdivenlerden aşağıya yürüyecektik. Sonrası belki de beyaz zambaklar ülkesi belki bambaşka bir ülkenin görmediğimiz bir şehri olacaktı. Henüz bilemiyorduk ama 2023’ü başka bir dilin konuşulduğu diyarlarda karşılama niyetimizin bir sonucuydu erkenden değişen medeni hallerimiz.


Badem şekeri olmazsa evlenemez mi insanlar? İmzanın ve şahitlerin, gelinliğin ve duvağın, alkışların ve ilk giriş şarkısının kararından önce nikah şekeri vardı önümüzde. Önce onu halletmemiz şarttı! Çünkü ben 5 yaşında bir kız çocuğuykenden beri aynı şeye inanıyordum; badem şekeri nikahın birinci şartıdır. Dünya etrafımızda değişirken, mesela birkaç gün önce en yakın arkadaşlarımızdan birinin bebek haberini almışken, daha geçen ay birlikte büyüdüğümüz o dostumun bebeğine sarılmışken, hiç evlenmez dediğim çocukluk arkadaşım benden önce gelin olmuşken hatta bir diğeri sessiz sedasız evlenmişken biraz garip geliyordu hala her şey. Badem şekerlerini tek tek paketleyip sohbet muhabbetle aile akşamının hayalini çok önceden kurmuştum ben ve değişen hiçbir şeyde badem şekeri yerinden kımıldamamıştı. 


Evimiz yoktu, bir mobilyamız hatta bir kap yemek pişirecek tenceremiz bile yoktu. Birkaç su bardağı, birkaç kahve fincanı bir de yumuşacık, mickey ile minnie desenli battaniyemizden ibaretti tüm eşyalarımız. Hangi şehirde hatta hangi ülkede yaşayacağımıza dair bir fikrimiz yoktu. Ankara’daki dostluklarımız, Eskişehir’deki ailemiz, İstanbul’daki işlerimiz bir yana Finlandiya’daki hayallerimizle Amerika’daki rüyalarımız uzanıp gidiyordu yan yana. Yanımıza birer valiz doldurup gidebileceğimiz bir hayat yaratma çabasının 160 m2 bir evden daha kocaman olduğunu öğretmiştik birbirimize. Arı’nın dinginliği, sakinliği, hoş görüsü gelip benim deli doluluğuma, heyecanlılığıma, hırçınlığıma karışmıştı ve harmanlanmıştı. Şimdi çok uzak yollara baş başa gidebilmeyi düşlerken parmaklarım karıncalanıyordu heyacandan. Bugün belki yarın gidemesek bile biliyordum bir gün gideceğimizi ve ilk akşam yemeğinin yerine çikolatalı pasta yemeye söz verdiğimizi hiç unutmayacağımızı biliyordum. 


Çocukken eve alınan her bir pastanın üstüne bir mum diker ve pasta benim için süslenmiş gibi yapardım. Hem de her seferinde aynı mutlulukla! Bizim eve hep o pastaneden alınırdı pastalar. Evin karşısındaki o dondurma aldığım pastane. Şimdi nikahımda yine o çok sevdiğim krokanlı, kestaneli pastadan yiyebilmek beş yaşıma kalan son teşekkürüm olacak gibiydi. Nikah sabahında 140 km gidip gelmeyi göze alan bir adamla evlenmekse paha biçilemezdi. Dedemin bana dondurma aldığı pastanenin pastası ile Arı’nın babaannesinin diktiği gelinlikle evlenecektik ve onlar tıpkı masada bizimle ev yapımı o kıymetli şaraptan içiyor gibi hissedecektik. Sadece sevdiğimiz ama çok sevdiğimiz insanların olduğu bir masada şen şakrak yemek yiyecektik ve tüm camlarda bizim fotoğraflarımız asılı duracaktı. Sanırım bu birkaç ay sonrasındaki o hayallerimizdeki düğünden bile kıymetliydi. Hem badem şekerimiz de eksik kalmayacaktı. 


“Des yeux qui font baisser les miens 

Un rire qui se perd sur sa bouche 

Voilà le portrait sans retouche 

De l'homme auquel j'appartiens…”


Mr. & Mrs. / 22.02.2022



Yorumlar

Popüler Yayınlar